İçeriğe geç

Yüksek tepelere ev kurmasınlar türkü mü ?

Yüksek Yüksek Tepelere Ev Kurmasınlar Türküsü Üzerine Düşünceler

Tarihî Bir Bağlamdan Samimi Bir Giriş

Çocukluğumda büyüklerimizin oturup türkü söyledikleri akşamlar, hep benim için birer “öykü devşirme” anıydı. O türkülerde sadece melodiler değil, aynı zamanda yaşamlar, ayrılıklar, umutlar, hayal kırıklıkları ve toplumsal değerler yankılanırdı. Bugün, bu yazıda “Yüksek Yüksek Tepelere Ev Kurmasınlar” türküsünü — bir halk ezgisi olmanın ötesinde — geçmişle bugün arasında bir köprü olarak değerlendirmek istiyorum. Çünkü bu parça, sadece duyguları değil; Anadolu’nun toplumsal yapısını, göçleri, gurbeti ve kadının köyden uzaklaşmasıyla ortaya çıkan sancıları da içinde barındırıyor.

Türkünün Kökeni ve Halk Müziğinde Yeri

“Yüksek Yüksek Tepelere Ev Kurmasınlar”, anonim bir halk türküsüdür; bestecisi ya da yazarı bilinmemektedir. :contentReference[oaicite:1]{index=1} Bu, eserin “halkın sözü” oluşunun ve dilden dile aktarılmış bir kolektif hafızanın ürünü olduğunun göstergesidir. Halk müziği repertuarında yerini almış, özellikle Edirne yöresiyle ilişkilendirilmiştir. :contentReference[oaicite:2]{index=2}

Türkü, genellikle “ağıt havası” taşır: gurbet, ayrılık, özlem temalarını işler. Dinleyeni içine çeken bu atmosfer, sözlerin taşıdığı derin acı ve hasret duygusuyla birleşir. ([Mürekkep Haber][1])

Hikâyesi: Hasret, Gurbet ve Toplumsal Gerçeklik

Türkünün anlatımına göre, genç bir kız — rivayetlerde adı Zeynep — kendi köyünden, ailesinden ve çocukluğundan uzak bir yere gelin gider. :contentReference[oaicite:5]{index=5} Yeni kurulan yüksek tepelerdeki ev, onun için yalnızca bir barınak değil; sevdiklerine erişimin zorluğu, giderek artan bir özlem ve yalnızlık dünyasıdır. :contentReference[oaicite:6]{index=6}

Zeynep, her geçen gün hasretini derinleştirir; köyünü, annesini, babasını ve kardeşlerini özler. En sonunda bu derin acı, onun sağlığını, ruh halini bozar — hikâyede ölümle sonuçlanan dramatik bir son yer alır. ([An Dergi – Aylık Edebiyat Fikir Dergisi][2])

Bu öykü yalnızca kişisel bir kıskançlık ya da dram değil; aynı zamanda göçün, uzak köyden başka bir köye zorunlu taşınmanın, toplumsal baskı ve geleneklerin kadın üzerindeki etkisinin bir yansımasıdır.

Türkünün Toplumsal ve Kültürel Yorumları

Gurbet ve göç teması: Türkiye’nin kırsal topluluklarında, özellikle köyden köye ya da kasaba-köy arası evliliklerde yaşanan zorunlu göç hareketleri çok yaygındır. Bu tür bir göç, bireyi kendi köküyle bağlarını koparmaya zorlar. Bu türkünün anlattığı hikâye, o gerçeği somut bir kişisel dram üzerinden görünür kılar.

Kadının toplumsal konumu: Zeynep’in yaşadığı dram, kadının karar verici olmaktan çok, ailesinin ve toplumun kararlarına teslim olmasıyla şekillenir. Evlendikten sonra sevdiklerinden uzak yaşamak, bir “sizden gitmek” zorunluluğu, birçok kadının hayatını belirlemiştir. Türkü, bu sessizliğin, ıstırabın ve yalnızlığın ardını ortaya koyar.

Anonim halk kültürü ve kolektif hafıza: Eser anonimdir; bu, bireysel değil toplumsal bir tecrübenin ifadesidir. Köy odalarında, düğünlerde, kınalarda söylenen bu tür türküler — nesilden nesile aktarılırken — aslında toplumun ortak duygularını, acılarını ve özlemlerini kayıt altına alır.

Günümüzde Akademik ve Kültürel Tartışmalar

Günümüz akademik çalışmaları, halk müziğinin bu tür anonim türküler üzerinden toplumsal belleği nasıl kurduğunu, göç ve göçmenlik deneyimlerinin kültürel kodlara nasıl yansıdığını araştırıyor. “Yüksek Yüksek Tepelere Ev Kurmasınlar”, göç, toplumsal cinsiyet rolleri, kadının konumu gibi konuları birlikte düşündürmeye elverişli.

Ayrıca, küreselleşme ve kentleşme süreciyle birlikte, halk müziği repertuarı ve o türkülerden beslenen gençlik; bu dramatik hikâyeleri nasıl kavrıyor? Artık köyden kente göç eden ya da kentte doğup büyüyen yeni kuşaklar için bu türküler, bir nostalji değil — kimliğin, kökenin ve aidiyetin sorgulandığı bir alan haline geliyor.

Çözümleme: Neden Hâlâ Önemli?

“Yüksek Yüksek Tepelere Ev Kurmasınlar” sadece nostaljik bir türkünün ötesinde; bir zamanların zorunlu göçlerini, toplumsal baskıları, kadınların yaşadığı yalnızlığı ve toplumsal belleği temsil ediyor. Bu nedenle:
– Tarihî bir belge görevi görüyor: Köy kültürünü, göç realitesini, gelenekleri ve toplumsal yapıyı bize hatırlatıyor.
– Kültürel kimlik ve aidiyet duygusunu canlı tutuyor: Kentleşen Türkiye’de, köyünden kopan bireyler için, bu tür türküler bir bağ, bir kök hissi oluşturuyor.
– Güncel tartışmalara ışık tutuyor: Göç, toplumsal cinsiyet, aile yapısı, anonim belleğin önemi gibi konular üzerinde düşünmeye zemin hazırlıyor.

Sonuç olarak, bu tür bir halk türküsü; insanın kendi geçmişiyle hesaplaşmasını, köklerine dönmesini ya da en azından köklerinden kopmamayı hatırlatır. “Yüksek Yüksek Tepelere Ev Kurmasınlar” — yalnız bir ağıt değil; bir yaşamın, bir tarihsel dönemin sessiz çığlığıdır.

[1]: “Yüksek Yüksek Tepelere Ev Kurmasınlar türküsünün hikayesi”

[2]: “Yüksek Yüksek Tepelere Ev Kurmasınlar Türküsünün Hikayesi”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
betexper yeni giriş